Kayıtlar

2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

eski bir dosta

ah sevgili dostum, buna belki zayıflık, sevgi israfı diyenler olacak, ama ben geçmişimde bıraktıklarımı, kırıldıklarımı, beni yerlebir edenleri hala sevmeye devam edebilirim. ediyorum da... seni sevmeye, hala en güzel gençlik anılarımın sahibi olduğuna inanmaya devam etmem gibi.... ben mesela biliyorum senden daha fazla güldüğüm biriyle karşılaşmayacağımı, ama bazen sevdiğin, zaafın olan birinin yanında değil doğrunun yanında olmalısın. ben birini seviyorsam başkalarının dediklerini umursamam, bana muamelesine de bakmam... bazen kendime olan muameleyi değerlendirememe hastalığım var belki de o yüzden... senin başkalarına muamelen, başkalarına olan tavrın beni sana karşı tüketti sen mi beni yoksa ben mi seni zehirliyordum bilinmez ama ikimizin dostluğu bir doğru oluşturmuyordu... ikimizin dostluğu evrene iyilik katmıyordu ben biliyorum senin bu haykırmaların sadece beni sevmenden, benim de susuşlarım sadece seni sevmemden... ben seni hala çok iyi tanıyorum, bu yüzden ben
Aydınlık bastırdı. En zorba anlamlar aydınlığın ardına sığındı. Karanlık ötelendiğinden beridir bu böyle. Aydınlık. Evet aydınlıktan bahsediyorum. Doğrudan. Elimize zorla bir bilgi yığını şeklinde verilen aydınlıktan. 'Karanlık' bir yoldu. Olması gereken. Olmazsa aydınlığa gidilemeyen. Aydınlık olan hayatla yüzgöz oldu. İnsansın sen. Gidesin diye varsın. Varsa yoksa varsın. Lanet olsun varlığın. YOKSUN. Ötende aydınlığın. Koparasın diye bağlarını verilmiş köklerin. Sahip çıkasın diye yokluğuna varlığınla lanetlendin. Yakalayasın diye değil koşasın diye bir yalan tutuşturuldu diline, gözüne, tenine.

([]) ([]) ([])

([])([]) ([]) ([]) Hani numara yapmıyordu zaman Bir zamanlar. Karanlık, aydınlığın ardına saklanır mı? Köşeli tahayyüller. Işığın çizgisi yok ya Rab! Karanlığın bittiği yer yok. Köşeli tahayyüllerde yanılsamalar. Zaman en büyük köşesizlik. Gecenin her dilimi bir diğerinden uzak, bir diğerine gebe. Gözlerim zehir. Adı bunun mekan Rüzgarın köşesi yok ya Rab! Bir mekan ezberletmişim bütün köşesizliklerime. Kudüsüm bilmişim. Bir demet hamd, ezberlenen bütün paradokslara. Pi. Gitme Pi. Sensin tek tesellim. Tutamadığın bir de göremediğinse eğer. Ah kimseler öğretmedi Gündüzün geceyi yakaladığını. Kimseler bilmedi de. . Çünkü; Gündüz bitti, gecenin her yenisinde. Ve insan göremedi işte gökyüzünün arka bahçelerine düştüğünü. ([]) ([]) ([])

Masal.

Sessiz olunması gereken dört köşeli mahzenler. Kelimeler bir dört duvar aslında. Yan odada ise harflerin arasına dolaşmış bir ruh. Bir atın üzerine binmiş tek bir harf apar topar getirdi ruhu. tek bir kelimenin içine sindi. Kırmızı unuttu kırmızılığını. Mavi. Gökyüzü. Masal. Kuş olageldi. Bir harfin devrimiydi bu masal. Zordu diğerlerini ayartmak. Geceleri bekçisi uyur mahzenlerin. Geceleri mutluların kaçtığı zamansız zamanlar. Ya mutluluk? Siz bilemessiniz zorla asıldığınız dudaklardaki insanların o sonsuz mutluluğunu. Yemin etmişlerdir onlar dinlemeye ve konuşmamaya ve susmaya. Onlar denize atılan taşın gideceği yerde dua edenlerdir. Orada değillerdir. Orada olacaklarını bilenlerdir. Huzur. Belki biraz huzur. O taşın boylu boyunca uzandığı denizin sessiz kuytusunda. Evet orada dudaklarını zorla çekiştirip gülümsetenler yoktur. Orada samimi hüzünlerin ardında atılan samimi kahkahalar vardır çünkü. Denizin en kuytusu. Mavi. Evet mavini

Hindibalar Ölmesin.

Bir aşk şiiri koşadursun hindibaların ardından bir yalan, otostop çekiyormuş hindibaya inanmaların altını çizsinler hindibaların en güzel intihariydı, ve son inanışı, arayışı. bir yalan hindibalarla diz dize artık. bir yalan bir inanışın intiharından nefes alırsa. varoluşun en güzel yokoluşu. son şiir. cümlelerin son seremonisi. hindibanın yalanla tevafuğuydu ya da haşa tesadüfüydü belki de... yalan, uzaktan bir atlı gerçekle küsüşmüş te o zamanlardan. siyah pembeden haberdar. yalana bir isim gerekti. yalan kimliksiz. hem -O- başlanan an, gerçeğin hayattan yüz bulduğu zamanlardan biridir belki. bilinmez. bilinmeyen nerdedir peki gaybın bir gram gerisinde midir? mümkün müdür sınırsızlık-sızlık-sızlık sızım sızım hakikat. hakikatın göz kamaştırmasından mıydı intiharındaki görünmemezlik? dilin ucunda kaldı hindiba bir helal lokmadan sonra dökülebilir mi gerçek şiir? ve o zaman hindibalar dökülür değil mi dillerden ve gözlerden. pembe ağacın d
anlayışın anatomisi bir köşede birikenler sevilecekler onlar. yazdım bir ömre sizi sevicem inşallah müsait bir zamanda. anlayışın anatomisini çizmişler bir de kim kime dum duma sen bana ben sana. iyinin ötesindeki yalan  sahicilik. gözler sayılarda vee goool. üç şeker, beş apartman, iki araba ellidört kilo kızlar, iki üniversiteli beyler sen anlarsan ben severim sen seversen ben anlarım. bir sevmeler adası adaya yanlışlıkla düşüp en sevdiği üç şeyi yanına almayı unutanlardan olmak. koca koca ağaçların haşmetine sığınan aşık insanlar. aşk yok diyemessin, yasak. ben sana mecburumun illeti varlığı için varlığa sığınanlar, zorunda kalanlar ismini edinemeyenler veya unutanlar. sevmeler adasında her şey yalan. kabulleniş ayinleri var uzun kansız ölümler gövdeye aşık ve yeminlerle unutulan insanlar. uzun bir koşuş sen ismine de ki mesela kaçış. evet sen. hadi koşalım birbirimize bakmadan gözün bile kaymadan ellerime
AĞIT YUREKLİ DOST Duyamayanlarin kalabaliginda bir gün, Bir ağıt asili kalmis gokyuzunde. Agitlarin yollarini kaybedisi son bulmus o gece. Soğuğun bagrindan sicaga yolu düşmüş Atlilar şaha kalkmis mesken bulmaya, sıcağa. İncire yemin olmus mu ey dost? Sen miydin ağıtları heybesinde toplayan o hüzün. İste o gun yer bulmuş baykuslar ve atlilar soguk iklimi sahiplenen bir sicak meskende. Ama once kuşlar nefes tutmuş. Kisa soluklu lakin uzun yollu Tiz ama sicak ağıt yurekli dost. Kenara ilisen ciceklerin selamindan haberdar. Duyamayanlarin dunyasinin, duyanlarinin gökyüzüsü Ellerin nasil alir ey dost? Bu ağıt agir Bu agit hazin Bu agit hüzün. Bir virane Bir magara. Magaranin duvarlari gözyaşı. Unutulanlarin can buluşu Dedim ya virane ciceklerinin selamindan haberdar Kirilan narın en guzel sahibi. Gökten dusen incire hamd eden Elmayi heybesinde saklayan. Bir can duyabilir mi boylesine uzun yillu bir ağıtı Hem de hep, sürekli, durmaksizin. Bir ağıtı kim sah
Yuzumu yasladigim ey yattigim yer, Gece teslim midir diye bagirdiginda mikailin askerleri, Ben sana bedenimi emanet ettim, Bekler misin Bi ucup gelsem Halletmem gereken mevzular vardi, Mevzularimi gecelere gömmüşler Sonrasinda gunduzu vermisler iste. Ey yattigim yer Yoksun de mi?   Yalanini saklamak icin hep degistin. Yattigi yerle muhabbet kuranlar varmis.   Uyuduğum yer bana düşmanmış. kara kara yastıklar siper alırlarmış. ben uyumayı uyanmak, uyanmayı uyumak bildiğimden biri. ömürlük bir klişeyi ağzımıza neden tuttururlar gece? farkına varmayalım diye mi? benim mevzularım gecelerde hadi dağılın. Geceleri sıra bende.  -martı-
Başı gözü kapalı kervan Üstü de başı da umutsuzluk Biraz sonra -suzluk ve evet dünü bulaştırmış eline yüzüne bugünü terk edince bir de. umutsuzluk -suzluk. Ne siyah bir geleceksin. atlılar gibi kelime kelime zuhur mu edeceksin? ne tuttun? suyu mu? Toprağı değil. Sen onun gözlerinden dökülen O ise senin gözlerin. O duasına tutuşturur seni Sen kelimlerini ona fırlat. umutsuzluk -suzluk. -martı-
ve kadın ağladı verebileceğin bir tutam senden ötesindeydi. tutabilseydin ki eğer ellerini ah ne güzel kondururdu kulağına avuç içlerini. Sahi! hiç baktın mı? kuşlar kondurduğu dantelli ellerinden damlayan sulara gözlerin hiç mi kaçıvermedi teninden ruhuna. korusaydın eğer ellerini kuşlar kondururdu gözlerine. veremediğin bir tutam senden ötesindeydi. neyi uzattın açmayı unutan çiçekler gibiydi öksüz, yetim güzelliğini dahi görememiş. Hani! apar topar yırttığın şu perde ne yani güneşi verdiğini mi sandın? dudaklarını da mandalla tutuşturmuşsun gökyüzüne. o eller gökyüzünde ne güzel. öpseydin eğer, öpebilseydin eğer kuşlar yuva yapardı dudaklarına. -martı-
HAŞMETLİ DEVİM Zaman, bi’ gün bakakalmış ve kalakalmış bir yerlerde Ve tek bir günü yakalayıvermiş sinek gibi Gün’ün elleri bağlanmış sıkıca İşte o gün haşmetli dev yenik düşmüş bir duyguya Bu duygu buram buram zuhur ederken haşmetli deve Gün fırsat bulmuş zamandan kaçmaya… Günsüz bir günde Zamanın kalakaldığı bir gün hani Dünya ‘an’da kocaman bir hata yapınca Dengeler de şaşınca Yanlış adama yanlış şeyler zuhur etmiş. Akrep ufaktan uzamış yani mesela “Merhamet” diye fısıldamış çölde yanlışlıkla açılan bu kapı “Hem bugün akrep senin lehine, Merhametin altını çiz ve unutma Günün ödülü de bu sana” Ve… Olmayan adamın olan duygusu ağır gelmiş ona. Sessizliğe gömülü bir dünya tasavvur et haşmetli devim… Ve şimdi unut Sen ben demeden unutanlardansın zaten. Bir ömür başlayadurmuş tek bir ‘an’da Gözlerin te en uzağında daldığı yerde… Rengarenk… Haşmetli devin gözleri kör ki. O sevemez. Sevse anlatamaz. Anlatabilse söylemek iste

Rabiaya

Bu şarkı pardon ya ne şarkısı bu yazı bir kadına tatlı ve huysuz bir kadınadır. Şarkılar değil miydi müptelalık yaratan? Şarkı olsun o vakit. Playlistimde sabahtan aksama kadar tekrara basa basa dinledigim muzik olsun. Başlangıçlar ne kadar mühimdir bilmem de tohumdan tanışmışız biz Rabiayla. Uzun hikaye orası, İzmir’de esen bir aşk rüzgarı bizi sürükleyip atmış bir otobüs koltuğuna. Ben onla sıkışsam bir otobüs koltuğunda nasıl zevk alırım anlayamazsınız. Taksimdeyiz. –Koşalım mı Rabia? Yoktu yanımda. Koşmaya başlamıştı. Ben o gün dedim ki bu kız bana surat assa yüz vermese dahi müptelası olacağım. Müptelalık aslında benimkisi. Hani böyle diyemem dostum seni çok seviyom yeaaaa. Daha başka bir şey. Ben bayadır bir mekanda onsuzluktan yakınsan, krizim gelir. Bilemezsiniz. Bende yarattığı alışkanlığın müptelasıyım. Oluşunun, gelişinin… Canımın en yandığı bir an. Ağladım. Hıçkırarak. -Rabia neden bakıyorsun bir şey de canım yanıyo. Çok yanıyo Rabia. Rabia’nın bakışları